NANKÖR
aranızda "kedi" var mı
nankörce
sevesim geldi
A.CANN / Naci ÖZCAN
![]() |
« Önceki |
aranızda "kedi" var mı
nankörce
sevesim geldi
A.CANN / Naci ÖZCAN
ve
A.CANN / Naci ÖZCAN
yazamıyorum
karanlığı yakın
yoksa
okuyamıyorum
(Sesim'e)
bazı konuşmalar tek kişiliktir
içten
sesiz
ve
kalabalık
ki’lere takılma be hasan
ki
her görmediğimizi
hiç bilmiyor olsaydık keşke
hepsi
hepsi meral kadardı yüreğim
-meral
vapur gibi tıklım tıklım mısralar
hepsi
ar
dı
sırasız karmaşık
kadıköy – karaköy
yüksek kaldırımda alçak insanlar
hüseyin
gül
ay
buldunuz mu
var mıymış boş iskele
yok sizi görmeye gelmedim
“bu amca bizi görmeye geldi”
sizi değil
sizi göremezdim ki
benim paranoyam vardı
“hay amına koyayım
burası çok yokuş”
-1 güne sığar mı
3 paket sigara
“benim paranoyam da var zaten
vapur da tıklım tıklım”
-anlamadınız zaten
“siz hiç mercimek çorbasını sirkeli içtiniz mi”
-abla mendil
sergiden çıktım beyoğlu’nda
-abi gül
kime ki
iç
tim
bir dikişlik hayat
sadece
bir
dikiş
-bir dikiş mi
offf ya
dalaşacak güneş bile yok
-salak
geceleri güneş mi olur ki
-lan baksana şu mendilci kıza
hangisi
-gül satan çocuğun yanındaki
son
bahar yüzlü olana mı
sonbahar
-ulan karı olmak vardı şimdi
ne
-ağlamak için be
hem rimelim de akardı
-yuh be rakının tortusu mu olur
yok ya
mendil satan çocuğun tortusu kaldı içimde
-tortu
ne tortusu be
-aman allah’ım yaa
al işte yine oldu
zıkkımın dibi yine ne var
-sana o kadar da söyledim
şunu tekrarlama diye
neyi
-“karı olmak vardı” diye
al işte
yine döllendim şiire
-hasan
gülay
meral
hüseyin
çıkmaz sokak
sirkeli mercimek
bankomatta çocuk mu yatıyor
-sen istanbul’u seviyor muydun
şehir baz aşk
küfürbaz aşk
düzenbaz aşk
şiir baz aşk
şehir bana ihanet
sokak
sokak
sok
ak
-kaçalım artık
öbürsü gün 23 nisan
-bayram yaa
şerefe
-çocuklar
paranoyam var
yokuş çıkamam
-gelemedim size çocuklar
evim sıcaktı da
A.CANN / Naci ÖZCAN
ağaçların sürgün haliyim
bükülürken içine zaman
hiçbir an’a değmeden
yanık bir negatifte
saklıyorsun kendini
seni hatırlatıyor
kuyulara basılmış
kekremsi yeşil bir zeytin
hangi tere dokunsam
dağlarda soğuk bir gece
ve
hangi seni öpsem
kör bir yoksunluk
bilinmedik bir dil bozarken
tenimin rengini
dipsizliğin içine akardı düşüncelerim
ben
gayya kuyusundan içerken kendimi
zamana gümüşnitrat verirdi rengini
ve
sönerdi ışığın tortusu
ardından
ağlar
siyah-beyaz akardı zamanlar
cebimde
ekilmemiş esrarlı polenlere
bulaşırken ellerim
karanlık sokaklarda
zıvanası patlar gözlerimin
korkarım
değil mi ki
ansızın
sığındığım
kendime yabancı
bir kadını
terk ederim
katran karası kediler yürür yanım sıra
cigara sarısı parmaklarımı
görmemek için
bir kedi ile dağlarım gözlerimi
ve
zeytin ağacının dibine
vangok’un boyadığı
kedinin rimeli damlar
mevsimidir
dal budak salar kuytular
kessem bileğini
yaprak yaprak yeşil kanar
narin yeşil bir yaprak
ki
duymaz kimse çıtırtısını
ellerim tek başına
sürgünleri yaşar
gidiyorsun biliyorum
ve
erguvanlar patlıyor bu şehirde
boğaz sırtları baştan sona havai fişek
ardından
zifiri asfaltın parlayan gözleri
kendini kutsuyor karanlıkta
yolcu etmek için
uğur böcekleri doluşuyor limanlara
gemiler saplanıyor şehrin gözlerine
sallanmak için bir el kalkıyor
yoksun
beynimde
bir tümör seni arıyor
ve
körlemesine büyüyor
son yolculuk
son dalga
ne zaman denizin böğrüne
saplanmış bir limanı
bıraksam ardımda
rengi bal kırmızı
çok pozlanmış güneşte
hangi kediyi okşasam renk körü
ve
gölgesi daha bir karanlık
daha bir saldırgan
ki
parmaklarım eski bir fotoğraf
ne zaman sarsam yaralarını
bilirim istiridyeler keser elimi
umutsuzca
temize çeksem şehrimi
ilk sen kirletirsin beni
adını tükürüyorum
boğazımdan
ve
ardından çöktü çökecek istanbul
taşıyamıyorum şehri
inlesem
kediler bulacak
düşünsem
trenler raydan çıkacak
ağlasam
tüm gemiler batacak
düşünme
bilmiyorsan sor
ve
git başımdan aşk
ilk baharı yok bu şehrin
epilepsi kör bir tırtıl kemiriyor bileğini
yan bahçede
yaprak kesen karıncalar
dikiyor yuvalarına gözlerimi
ışık kırılıyor ferimde
ve
karanlık
bir afrikalı kadın gibi
kesiyor bileğimi
bileklerim
bileklerin
kaba ellerim
yok bahar
sonbahar
yeşilden sürgün ellerim